Gürel Yurttaş

Gürel Yurttaş

Duayen gazeteci. "1903-1995 Kartal'ın Pençesi" kitabının yazarı.
Yazarın Tüm Yazıları >

Cemil Ulusel

A+A-

Bir kaç ay önce görmüştüm en son onu.
Faik abiyle (Gürses) birlikte Beşiktaş'taki evinde ziyaret etmiştik.
"Süleyman Seba... Eski dostlar, anılar" ismiyle hazırladığımız kitap için söyleşi yapmıştık.
Acımasız bir hastalığın pençesinde olduğunu bildiğimiz için çekine çekine gitmiş, yatakta olacağını sanmıştık. Yanılmışız!
Cemil abi ayakta karşılamıştı bizi.
Kulüp müdürlüğü yıllarında olduğu gibiydi. Traşını olmuş, kendi stiliyle saçlarını taratmış, üstünü başını özenle giyinmiş, o meşhur kokusunu da eksik etmemişti.
Faik abiyle "Yoksa iyileşti mi?" diye bakarken birbirimize o çoktan başlamıştı Süleyman abiyle olan anılarını heyecan içinde anlatmaya.
- Ne iyi etmişsiniz çocuklar, demişti bize; bu anılar benimle birlikte yok olup gidecekti. Şimdi hiç değilse kağıda dökülmüş oldu. Süleyman abiyi unutmasın Beşiktaşlılar, unutmasın Türkiye. 
Yarım saatliğine gittiğimiz ecinde 3 saat kaldık.
Ne o bitsin istedi ziyaretimizi, ne de biz.
Meğer o olacakmış son görüşmemiz.
İnanır mısınız; doyumsuz sohbetinde hastalığından tek kelime etmedi bize. Ne bir ilaç şişesi gördük masasının üstünde, ne de hastalığı ile ilgili en küçük bir emare!
Sanki Akaretler'deki kulüp binasının girişindeki odasında, masasının başında oturur gibiydi, dimdikti.
Süleyman abiyi anlatırken zaman zaman dolan gözlerini bile saklamak için mutfağa gitti sık sık.
Her dönüşünde yüzündeki tebessümü ile devam etti anlatmaya; "Nerede kalmıştık çocuklar" diye başlayarak.
Evden çıktığımızda Faik abiye sormuştum;
- Abi, Cemil abinın durumu sahiden denildiği kadar ağır mı?
- Evet, ağır. Sen bakma onun öyle göründüğüne. Öyle görüneceğini bilmese kabul etmezdi bizi zaten. Oldum olası ne mağdur gösterir kendini, ne de muhtaç. Cemil Ulusel bu. Bilmez misin huyunu!
19 Ocak sabahı uyanıp da feysbukta (fatebook) Cengiz Sarıkaya'nın "Cemil Ulusel'i kaybettik" mesajını görünce bir ateş düştü yüreğime.
Demek ki o görüşmemiz için zorlamıştı kendini... Ne acılar, sancılar çekiyordu kimbilir konuşurken! İnsan hiç hissettirmeden bu kadar kendini tutabilir mi? 
Anlattıklarını Nisan ayında çıkarmayı planladığımız kitapta okuyacaksınız. Şöyle bitirmişti Cemil abi söyleyişi:
"Giderdim Süleyman abinin beni çağırdığı meyhaneye... Dertleşirdik saatlerce. İki duble rakı, bol sarımsak eşliğinde. Şimdi çağıran yok! 2 duble rakı da içemiyorum artık! Zaten Süleyman abisiz ne rakının tadı kaldı, ne de sarımsağın!"
Hasreti bitti nihayet işte...
Büyük usta Yaşar Kemal'ın "O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler" diye bahsettiklerine Cemil abi de eklendi. Süleyman abisine kavuştu sonunda...
Ve bize anıları kaldı.
Hangimize elini dokunmadı?
- Askerliğim Cemil abi!
- Pasaport işim var abi!
- Trafikte tanıdığın var mı abi?
- Bizim arabayı çekmişler nereden bulacağız abi?
Daha neler neler!
Ah o günler!
Cemil abiyi 1980'li yıllarda tanıdım ben.
Beşiktaş'ın Akaretler'deki kulüp binasının ilk katındaydı odası. Kendine has saçları, giyimi, kokusu, sigara içiş tarzıyla farklı bir kişilikti.
Muhabirliğimde üst katlardaki iç transfer görüşmelerinin bitmesini beklerken odasında çay ikram ederdi bana. 
- Cemil abi, ne olacak acaba bu görüşmelerin sonucu? diye her sorduğumda birinci katta asılı eski futbolcuların (kimisi sonradan renklendirilmiş) resimlerini gösterir ve;
- Bak şuraya. Şu fotoğraflara... Onlar da Beşiktaş'ta oynadılar yıllarca. Bu kulüpten kimler geldi kimler geçti. Önemli olan kulüplerin yaşamasıdır, derdi.
Evet Cemil abi. Bu kulüpten kimler geldi, kimler geçti! Daha da gelecek ve geçecek!
Ama sizin gibiler bir daha hiç gelmeyecek.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar