1. HABERLER

  2. FUTBOL

  3. FUTBOL HABER

  4. “Beşiktaş, Alvaro Negredo’nun yapamayacağı şeyleri yapabilecek bir forvet aramalı.”
“Beşiktaş, Alvaro Negredo’nun yapamayacağı şeyleri yapabilecek bir forvet aramalı.”

“Beşiktaş, Alvaro Negredo’nun yapamayacağı şeyleri yapabilecek bir forvet aramalı.”

Beşiktaş, Alvaro Negredo’nun yapamayacağı şeyleri yapabilecek bir forvet aramalı. Cyle Larin o forvet mi? Hayır, değil.

A+A-

Ajans Beşiktaş - Başlıktaki soruya sağlıklı bir cevap verebilmemiz, Beşiktaş’ın nasıl bir oyun oynamak istediğine bağlı. Kenarda Şenol Güneş varsa, sahada da rakip yarı alanda oynamak isteyen bir takım vardır. Bu konuda bir şüphe yok. Ama rakip kaleye nasıl gidileceği konusunda soru işareti var: Merkezden mi, kenardan mı?

Süper Lig’in ilk yarısındaki Beşiktaş, çoğunlukla Ricardo Quaresma’nın önderlik ettiği kenar ortalarıyla rakip kaleye gitmeyi tercih etti. Eğer ikinci yarıda da aynı tercih devam edecekse, o halde Beşiktaş’ın ihtiyacının bir hedef santrfor olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Anlaşıldığı söylenen Cyle Larin de bu tarife uyan bir oyuncu. Bu sezon MLS’teki 12 golünün 5’ini kafa vuruşuyla atmış bir oyuncudan söz ediyoruz.

Ama şayet, Güneş’in kafasında sahanın merkezini daha çok kullanmak isteyen, Oğuzhan Özyakup ve Tolgay Arslan’a anahtar rollerin verildiği bir oyun varsa, o halde bu oyunun ihtiyacı da orta sahayla bağlantı kurabilen ve hem kendisine hem de takım arkadaşlarına boş alanlar yaratabilen hareketli bir forvettir. Açıkçası modern forvetin kabaca tarifi de budur ve Beşiktaş’ın bu sezon bu tip bir forvetin ihtiyacını ziyadesiyle hissettiğini söyleyebiliriz.

Ligin ilk yarısında takımların yakaladığı net pozisyon sayılarına baktığımızda, Beşiktaş’ın 56 net pozisyonla açık ara lider olduğunu görüyoruz. Maç başı 3,2 net pozisyon eder, ki bu gayet iyi bir oran. Avrupa’nın beş büyük liginin en golcü 10 takımından biri olan Napoli’nin maç başı 2,7 net pozisyonu bulunuyor. Ama Napoli’nin 2,2 gol ortalaması varken, Beşiktaş ise 1,7’de kalmış durumda. Bunun da nedeni basit: Beşiktaş, Süper Lig’in yakaladığı net pozisyonları gole çevirme oranı en düşük dördüncü takımı (%35,7).

Dolayısıyla Beşiktaş’ın ligin ikinci yarısında öncelikle pozisyonları daha iyi bitirmesi gerektiği kesin. Alacağı yeni forvetin pozisyonları gole çevirme yüzdesinin iyi olması gerektiği de muhakkak. Ancak Beşiktaş’ın ligin ilk yarısındaki diğer ciddi problemini de unutmamamız gerek: Kapanan takımların kilidini açma sorunu. İşte bu sorunun çözülmesi için hareketli bir forvete ihtiyaç var.

Her ne kadar totalde Beşiktaş’ın pozisyona girme sorununun olmadığını söylesek de, yaratıcılık açısından sıkıntı yaşanılan maçlar da bulunuyor. Özellikle geriye yaslanan rakiplere karşı Beşiktaş ligin ilk yarısında çok zorlandı. Örneğin Yeni Malatyaspor maçında tek bir net pozisyona girilemedi. Bunun en büyük nedenlerinden biri hareketli bir forvetin yokluğu.

Geçen sezon Vincent Aboubakar bu rolü çok iyi üstleniyordu. Rakip stoperleri öyle çok gezdiriyordu ki, bilhassa Anderson Talisca ve Ryan Babel, bu boşluklara sızıp kolaylıkla skora gidiyorlardı. Bu sezon ise Beşiktaş kapıyı açmak için çoğu zaman omuz atmak zorunda kalıyor. Bu da takımı gereksiz derecede yoruyor. Merkez tamamen kapalı olunca, takım kolaya kaçıp sadece Quaresma’nın ortalarıyla sonuca gitmeye çalışıyor. Bu tek yönlü hücumlar karşısında ne yapacağını çok iyi bilen rakipler de kapanıp atakları savuşturuyor.

Bu yüzden, özellikle oyunu forse eden büyük takımlar için artık rakip savunmaları şaşırtan, yerinde durmayan, sürekli pozisyon değiştiren forvetlere ihtiyaç duyuluyor. Günümüz futbolunda santrforların yerlerini sahte 9’lara bırakmasının nedeni bu. Örneğin Manchester City’de kulüp tarihinin en golcü oyuncusu olan Sergio Agüero bile Gabriel Jesus’un gölgesinde kalmaya başladı. Jesus bunu nasıl başardı? Basit bir nedeni var. Geçtiğimiz sezonun devre arasında takıma katılan genç Brezilyalı, Şubat ayı başında West Ham United karşısında bulduğu ilk 90 dakikasında iki konuda Agüero’yu geride bıraktı: Kat edilen mesafe ve sprint.

Futbol otoriteleri, kat edilen mesafenin mi yoksa sprint sayısının mı daha önemli olduğunu tartışadursun, Jesus iki konuda da Agüero’nun sezon ortalamasını geride bırakarak tartışacak bir şey bırakmadı. Agüero maç başına 9,7 km mesafe kat ederken, Jesus 11,3 km mesafe kat etti. Diğer yandan Agüero’nun maç başına 59 sprinti varken, West Ham maçının sonunda Jesus’un 73 sprinti bulunuyordu.

Pep Guardiola gibi topu koşturmayı esas edinmiş bir antrenörün takımında bunların ne önemi var peki? Topu koşturmak için, öncelikle topa sahip olmak gerek. Guardiola bunun için topu kaybettikten en geç üç saniye sonra geri kazanılmasını istiyor. Bunun için de forvetinin tabiri caizse yerinde durmamasını talep ediyor. İşte Agüero’nun Jesus’tan geride kaldığı kat edilen mesafe ve sprint sayıları, bu yüzden önemli.

Güneş de Sivasspor maçının devre arasında Alvaro Negredo’yu oyundan almasının nedeni olarak yeteri kadar hareketli olmamasını söylemişti. O halde Negredo’nun arkasına Larin gibi bir statik forvet daha alınmasının hiçbir anlamı yok. Ocak ayında yeni bir Aboubakar bulunamazsa, ki bu hiç kolay değil, geçmişte pozisyonunu değiştirerek Burak Yılmaz’dan bir golcü yaratan Güneş’in, hünerlerini Talisca üzerinde de göstermeyi denemesi belki de en mantıklı çözümdür. (Goal/Onur Özgen)